Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in soruları üzerine gerek Hind b. Ebî Hâle’nin verdiği cevâb, gerekse Hz. Ali’nin Peygamberimiz’in hilyesiyle alakalı anlatımlarından insanların ilk devirlerden îtibâren Peygamberimiz’e özlem dinledikleri ve bu hasreti gidermek için onun hilyesini/fiziksel portresini tanımaya lüzum hissettikleri anlaşılmaktadır.[1] Hz. Peygamber’in vefâtından îtibâren ashâbın ona dinlediği hasretin vuslata çevrilmesi için hilye ananesinin ortaya çıkması fıtrî bir olgudur.

Müslümanlık putlarla mücâdele eden ve şirki ortadan kaldırmayı amaçlayan bir din olduğu için başlangıçtan beri resim ve heykeli yasaklamıştır. İnsanların sevdikleri şahısların portrelerini zekalarında canlı yakalamak gibi bir temâyülü vardır. Bu tabiî temâyül bizim ilmî literatürümüzde hilye ve şemâil ananesinin doğmasını sağlamıştır. Bâzı sahâbîler Peygamberimiz’i daha iyi tanıtmak için onu fizîkî portresi ile anlatmışlardır.

Bugün konutlarımızı süsleyen hilyelerde Allah Rasûlü’nün surat ve bedeni ile alakalı onu hayâlde canlandırabilecek tanıtım ifâdeleri vardır. Bu hilyeler âdetâ yazılı birer portredir. Hilyelerdeki târiften Allah Rasûlü’nün sîmâsını insanların hayâlinde canlandırması olasıdır. Bu da bize râbıta kavrayışının fıtrî olarak, ismi râbıta olmasa da, başlangıçtan beri var olduğunu göstermektedir. Zira insanlar sevdiklerini görmek ve ona âid şeylerle buluşmak isterler.

Ayrıca Allah Rasûlü’nün kendisini rüyâda görenlerin gerçekten görmüş olacaklarını müjdeleyen hadîsinin[2] yorumunda genellikle şu detaya dikkat çekilir. Rüyâda Allah Rasûlü’nü gören kimsenin gördüğü portre, hilyede târif edilen şekle uygun olmalıdır. Hilyede anlatılandan değişik olarak Allah Rasûlü’nün çok uzun, çok kısa breyli, ya da saçı ve sakalı çok ağarmış olarak rüyâda görülmesinin gerçekten onu görmek anlamına gelmeyeceği üzerinde durulur.[3]

Resimle râbıtanın hilyede olduğu gibi sevilen şahsı zihinde canlandırmaya tesir edecek bir faydası olduğunu düşünmekle beraber, putlarla mücâdele eden bir dînin mensûblarının kafalarını karıştırıp kaygıya sevk edebileceği için sakınılması gereken bir husûs olduğuna inanıyorum.

Dipnotlar:

[1].       Bkz. Tirmizî, Şemâil, 17-181.

[2].       Bkz. Buhârî, İlim, 38, Edeb, 1090, Tâbir, 10, Rüyâ, 10-11.

[3].       Bkz. Sadreddîn Konevî, Kırk Hadîs Şerhi ve Çevirisi, tahkîk ve çeviri: H. Kâmil Yılmaz, İstanbul 2010, s. 131.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi Hayat, Erkam Yayınları

Akşam Ezanı

Kategori: